CİLT/VOLUME: 10 SAYI/ISSUE: 01

Kapak, Künye, İçindekiler / Cover and Contents

Hegel’in Kant Eleştirisi
Övünç Cengiz

Özet

Bu makalede Hegel felsefesinin Kant felsefesi karşısındaki konumu, Hegel’in Kant’a getirdiği eleştiriler üzerinden değerlendirilecektir. Bu değerlendirme sonucunda, Hegel’in aşkınsal felsefenin temel motivasyonlarını veya bu felsefenin ulaştığı sonuçların ardında yatan argümantasyonu yok saydığı savının geçerli bir sav olmadığı tartışılacaktır. Bu nedenle, Hegel’i aşkınsal felsefesinin önemli sonuçlarını göz ardı eden kritik öncesi dogmatik bir metafizikçi olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı savunulacaktır. Her ne kadar Hegel’in Kant felsefesine getirdiği temel eleştirinin nihai haklılığı Hegel’in kendi felsefi sonuçlarını temellendirmesindeki başarısına bağlı olsa da bu eleştirilerin Kant felsefesindeki temel kimi problemlere işaret ettiği öne sürülecektir.

Anahtar sözcükler: Kant, Hegel, aşkınsal idealizm, kritik felsefe, mantık bilimi

Abstract

In this article, the position of Hegel’s philosophy against Kant’s philosophy will be discussed mainly through the criticisms brought by Hegel to Kant. As a result of this evaluation, it will be argued that the view that Hegel ignores the basic motivations of transcendental philosophy or the argumentation behind the results of this philosophy is not a valid argument. Therefore, it is not possible to consider Hegel as a pre-critical dogmatic metaphysician who ignores the important consequences of Kant’s transcendental philosophy. Although the ultimate justification of Hegel’s basic criticism of Kant’s philosophy depends on Hegel’s success in grounding his own philosophical conclusions, it will be argued that these criticisms point to some of the basic problems inherent in Kantian philosophy.

Keywords: Kant, Hegel, transcendental idealism, critical philosophy, science of logic

Deleuze ve Müzik: Dolaylı Bir Karşılaşmanın Anatomisi
Hakan Yücefer

Özet

Deleuze’ün müzikle ilişkisi diğer sanatlarla ilişkisine benzemiyor. Edebiyat, sinema ve resim üzerine bağımsız çalışmalar ortaya koymuş olan Deleuze müzikle daha dolaylı bir ilişki kuruyor, müzikle ilgili olmayan felsefi problemler Deleuze düşüncesinin müzikle karşılaşmasını koşulluyor. Bu makalenin amacı Deleuze’ün Guattari’yle birlikte kaleme aldığı Bin Yayla’da Deleuze düşüncesinin müzikle nasıl dolaylı bir ilişkiye girdiğini
incelemek. Üç felsefi eksenin, temsilin yerine oluşların geçmesi, madde-form ikilisine karşı malzeme-kuvvetler ikilisinin belirleyicilik kazanması ve problemlerin zamandan çok uzamın terimleriyle düşünülmesi eksenlerinin nasıl bu ilişkinin koordinatlarını meydana getirdiğini göstermek.

Anahtar sözcükler: Deleuze, Guattari, müzik, çağdaş felsefe

Abstract

Among arts, music occupies a singular place in Deleuze’s thought. While Deleuze devotes independent works to literature,cinema and painting, he approaches music in a much more mediated manner. A wholeseries of philosophical problems that are not directly related to music determine his encounter with it. This article aims to interpret how Deleuze’s thought enters into a mediated relationship with music in A Thousand Plateaus, co-written with Guattari. I will show that three problematic axes give the coordinates of this encounter: replacement of representation by becomings, elaboration of the material-forces relationship against the traditional matter-form analysis, and treatment of problems in terms of space instead of time.
 
Keywords: Deleuze, Guattari, music, contemporary philosophy

Aristoteles’in Ruh Anlayışı
Hikmet Ünlü

Özet

Bu çalışmanın amacı Aristoteles’in ruh anlayışı ile varlık anlayışı arasındaki bağı ortaya koymak ve berikinin ötekine dayandığını göstermektir. Bu doğrultuda yazının ilk bölümlerinde Aristoteles ontolojisinin bazı temel kavramları incelenip bu kavramların Aristoteles’in tanım anlayışına nasıl dayanak sağladığı üzerinde durulacaktır. Yazının sonraki bölümünde ise Aristoteles tarafından yapılan genel ruh tanımları ile filozofun daya ayrıntılı olarak bitkisel, hayvansal ve insansal ruh üzerine söylediklerinin hep bu düzlemden hareketle okunması gerektiği gösterilmeye çalışılacaktır.

Anahtar sözcükler: Aristoteles, ruh, yaşama, duyumsama, düşünme

Abstract

The goal of this study is to bridge the gap between Aristotle’s ontology and his account of the soul and show that the former lays the groundwork for the latter. In this vein, the first part of the paper examines the fundamental concepts of Aristotelian ontology to address the question of how these concepts serve as the foundation for Aristotle’s account of definition. The second part of the paper attempts to show that not only
Aristotle’s definition of the soul but also his more specific conception of the vegetative, sensitive, and rational soul needs to be understood in light of the aforementioned ontological framework.

Keywords: Aristotle, soul, life, perception, thinking

Sahte Bir Estetik Sorun Olarak Orijinal ve Sahte Yapıt Ayrımı
Ahmet Cüneyt Gültekin

Özet

Sanat yapıtlarının değerlendirilmesi bir estetik anlayış doğrultusunda ve bu anlayışın geliştirilmesi amacıyla yapılır. Bu değerlendirmeler yapıtlara birtakım estetik nitelikler aracılığıyla estetik bir değer atfeder. Sanatçıların üretimlerine biçilen estetik değer de yapıtların estetik statüsünü belirlemektedir. Genel olarak estetik değer orijinal yapıtların sahip olduğu bir statü olarak düşünülmektedir. Ancak Nelson Goodman’ın otantiklik başlığı altında tartışmaya açtığı sahtecilik sorunu; orijinal yapıt, kopya ve sahte yapıt ilişkilerini gündeme getirmiştir. Bu makalede Goodman’ın pozisyonundan farklı bir şekilde kopya ve sahte yapıt farkına dikkat çekilerek, orijinal yapıtlar için söz konusu edilen ayırıcı estetik niteliklerin özellikle sahte yapıtlar için kabul edilebileceği bir yaklaşım geliştirilecektir. Sahte yapıtların estetik statüsüne ilişkin problem estetik
anlayış için olduğu kadar sanatsal yaratım süreçlerine bakışımız açısından da aydınlatıcı olmaktadır. Bu doğrultuda orijinal ve sahte yapıt ayrımının estetiğin bir sorunu olmadığı, çünkü ayrımın kendisinin sahte bir sorun olduğu ortaya konulacaktır. Söz konusu edilen ayrımın hangi boyutlarda ele alındığı görsel sanat formları özelinde tartışılacak, sahte yapıtların sanat dünyasındaki konumları ve estetik anlayış açısından işlevleri üzerinde durulacaktır. Sahte yapıtlara ilkece daha düşük bir statü öngören ayrım reddedilerek sanatın çarpıtmayı görev edinmesi gereken nesnel gerçeklikle bağlantılı orijinallik takıntısı zayıflatılmaya çalışılacaktır.     

Anahtar sözcükler: Orijinal, kopya, sahte, estetik nitelik, sanat yapıtı

Abstract

Artworks are evaluated in relation to an aesthetic understanding and with the goal of developing that understanding and aesthetic appreciation. These evaluations attribute an aesthetic value to artworks through various aesthetic qualities. The aesthetic value attributed to the artistic productions also determines the aesthetic status of these works of art. High aesthetic value is often considered a status peculiar to original works. However, the problem of forgery that Nelson Goodman discussed under the title
of authenticity reinterprets the relations between original, copy, and forged. Taking a different approach from that of Goodman’s, this article draws attention to the critical difference between copy and forgery and presents a new perspective in which the distinctive aesthetic qualities reserved for original works can also be accepted for forged works. The problem of the aesthetic status of forgery is informative not only for aesthetic understanding but also for our perspective on artistic creation processes. Within this framework, it
will be argued that the distinction between original and forgery is not an aesthetic problem by showing that the distinction itself is a pseudo-problem. This so-called distinction will be questioned in various respects within the frame of visual art forms, and the place of forged works in the art world and their function in terms of aesthetic understanding will be reevaluated. The distinction which categorically gives a lower status to forgery will be rejected, and the obsession with originality in connection with a genuine reality, which in fact art should assume the task of distorting, will accordingly be undermined.

Keywords: Original, copy, forgery, aesthetic quality, artwork

Schopenhauer ve Sartre Ontolojilerinde Ahlaklılık
Cengiz Menteş

Özet

Bu çalışmada, determinist Arthur Schopenhauer’in ve indeterminist Jean Paul Sartre’ın ahlak anlayışları karşılaştırılmıştır. Schopenhauer, insanın ahlaki olanı oluşturma olanağına ne kadar az alan açmışsa Sartre, tam tersine o kadar fazla alan açmıştır. Bu çalışma boyunca iki düşünürün ahlak anlayışlarının bu kadar farklı olmasının gerekçeleri anlaşılmaya çalışılmış ve bu doğrultuda düşünürlerin varlık anlayışlarının ahlak anlayışları üzerine olan etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır. Schopenhauer, dünyayı bir yönüyle isteme (numen) bir yönüyle de tasarımlar (fenomenler) dünyası olarak kabul etmiştir. Ona göre isteme, kendi tezahürleri olan tasarımlar dünyası üzerinden varlığını her daim bilinçsizce devam ettirmektedir. Yeter-sebep ilkesine tabi olan tasarımlar dünyası için herhangi bir şekilde özgürlükten söz edilemez. Tasarımlar dünyasının bir üyesi olması nedeniyle özgür iradeye sahip olmayan insanın, ahlaklılığını kurması da olanaklı değildir. Sartre ise insanın ontolojik olarak özgür olduğunu olumlamış hatta insanı özgür olmaya mahkûm etmiştir. Sartre’da kendi-için varlık, Schopenhauer’in istemesinin tersine herhangi bir sınır tarafından kuşatılmadan boşluk yani hiçlik temelinde kendisini devamlı bir şekilde yeniden oluşturan bir varlık olarak betimlenmektedir. Özgür olan bu varlık; kendisini, değerlerini ve ahlaklılığını kurmaktadır. 

Anahtar sözcükler: İsteme, Tasarımlar Dünyası, Özgür-İrade, Ahlaklılık, Kendi-İçin Varlık

Abstract

This article compares Schopenhauer’s and Sartre’s notions of morality. Schopenhauer has allowed for little space for human beings to establish their morality, whereas Sartre has opened it up unlimitedly. In an attempt at explaining this crucial difference between the two philosophers, the article aims to shed light on the relationship between their ontologies and their notions of morality. Schopenhauer makes a distinction
between will and its representations.  He thinks that will stands at the center and maintains its existence unconsciously through its representations. For Schopenhauer, the world of representations has to comply with the principle of sufficient reason, so it does not involve any such thing as freedom. Being part of this world of representations, human beings do not have any freedom, and being unfree, they cannot establish any moral values either. Sartre, on the other hand, argues that human beings are ontologically free and in fact are condemned to be free. In contrast with Schopenhauer’s notion of the will, Sartre holds that “being-for- itself” constantly reproduces itself on the basis of emptiness, that is, nothingness and without being bound by any limitations. This reality forces human beings to establish their own values and morality.

Keywords: will, the world of representations, free will, morality, being-for-itself

 

Kitap İncelemesi: Derek Ryan, çev. Ayten Alkan, Hayvan Kuramı: Eleştirel Bir Giriş
Nazlı Avcılar Avşar

Kitap İncelemesi: Slavoj Žižek, Pandemic!: COVID-19 Shakes the World
Samet Çağlar Yılmaz

Posseible Felsefe Dergisi 10/01, Tüm Yazılar/Whole Issue